‘Reputation Talks: Liderlerin Ajandası’

Liderlerin Ajandası’nın bugünkü konuğu Yemeksepeti Genel Müdürü Oytun Çalapöver

Yemeksepeti Genel Müdürü Oytun Çalapöver

Yemeksepeti sadece bir uygulama değil; binlerce kurye ve restoran iş ortağından oluşan dev bir ekosistem. Bu ekosistem üzerinden nasıl bir ‘Toplumsal Fayda’ stratejisi izliyorsunuz?

Yemeksepeti bizim için 81 ilde her gün çalışan büyük bir ekonomik yapı. Bu yapının sağlıklı işlemesi, kurye ve restoran iş ortaklarımızla kurduğumuz bağın şeffaf ve hakkaniyetli olmasına bağlı. Bu bağ, marka itibarımızdan önce gelen bir varlık meselesi.

Kuryelerimize kendi zamanlarını yönettikleri, yoğun saatlerde bile çalışma zorunluluğu olmayan bir iş ortaklığı modeli sunuyoruz. Böylece bu zorlu ekonomik dönemde sektörün üzerinde bir refah standardı belirledik. On binlerce restoranımızın da dijitalleşme yolculuğunda yanında duran bir büyüme ortağıyız.

Toplumsal fayda stratejimizin temelinde, bu ekosistemin gücünü teslimatın ötesine taşıma fikri var. Kızılay ile dördüncü yılına giren “Birlikten Lezzet Doğar” projemizle 2026 Ramazan Ayında rekor bir bağışa ulaştık ve on binlerce ihtiyaç sahibine sıcak yemek götürdük. Bizim için bu proje, ülkenin sofra hafızasına sahip çıkma geleneğinin bir parçası.Türkiye ekonomisine kattığımız 3 milyar Euro’yu aşan değer ve 121 bini aşkın istihdam etkisiyle, ürettiğimiz bu hacmi toplumsal refaha dönüştürmeye ve yerel esnafın dijital dünyadaki sesi olmaya devam ediyoruz.

Hızlı ticaretin (q-commerce) artık yalnızca hızla değil, deneyim kalitesi ve verimlilikle de ölçüldüğü yeni bir döneme giriyoruz. Bu dönemde Yemeksepeti’ni öne çıkaran temel değer nedir, kullanıcılarınıza sunduğunuz fark nereden geliyor?

Hızlı ticaretin artık yalnızca hızla ölçülmediği, deneyim kalitesinin ve verimliliğin belirleyici olduğu bir döneme girdik. Bizi öne çıkaran en güçlü yanımız, 25 yıldır bu coğrafyayı en iyi tanıyan marka olmamız. Sıcak yemekten markete, taze kasap ürünlerinden petshop malzemelerine kadar binlerce çeşidi tek bir “Everyday App” çatısı altında topluyoruz. Rakipler için hız standart bir vaat; bizim için ise 81 ilde yerel esnafı dijitalleştirmek, sokağın nabzını tutmak ve küresel vizyonu yerel samimiyetle birleştirmek anlamına geliyor.

Kullanıcılarımızın bizi seçmesinin asıl nedeni ise sunduğumuz somut ekonomik fayda. Yalnızca 2025’te kampanya ve sadakat programlarımızla kullanıcı bütçelerine 14,2 milyar TL ’lik rekor bir destek sağladık. Yeni nesil premium üyeliğimiz Ypro ile sıfır teslimat ücretinden kişiselleştirilmiş indirimlere kadar pek çok ayrıcalık sunuyoruz. Kısacası teknolojiyi öne çıkarmadan, hayatı kolaylaştıran bir araç gibi kullanıyoruz; amacımız kullanıcımıza her temasta kendini anlaşılmış hissettiren bir deneyim sunmak.

Türkiye İtibar Endeksi 2026 araştırmamızda, e-ticaret sektöründe Yemeksepeti’nin “Z Kuşağı” olarak anılan 18-24 yaş arası gençler arasında öne çıktığını görüyoruz. Bu kuşakla güçlü bir bağ kurmak için neler yapıyorsunuz?

Z kuşağı bizim için bir veri seti değil; toplumsal meseleleri içten içe dert edinen, hassas ama bir o kadar da arayış içinde olan bir nesil. “Türkiye’nin Keyif Haritası” araştırmamızda gördük ki bu gençler için keyif, anda kalabilmek ve gündelik sorumlulukların stresinden bir an için sıyrılabilmek demek. Biz de bu içgörüden yola çıktık ve Yemeksepeti’ni yalnızca sipariş getiren bir uygulama olmaktan çıkarıp günün yorgunluğunu attıkları o küçük molalara eşlik eden bir araç olarak konumlandırdık. Onların özgürlük ve öz bakım ihtiyacını anlıyor, platformu az çabayla çok konfor sunan, kişiselleştirilmiş bir deneyime dönüştürüyoruz.

Gençlerle bağ kurmanın yolu kampanyadan değil, onlarla aynı dili konuşmaktan geçiyor. Bu yüzden iletişim tonumuzu daha muzip, eğlenceli ve hayatın içinden bir yere taşıdık. Ama Z kuşağı için bir markanın eğlenceli olması tek başına yetmiyor; o markanın bir toplumsal duruşu, çevreye karşı bir duyarlılığı da olmalı. Karbon salınımını yüzde 36 azaltmamız, WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Yeşil Ofis sertifikalarımız ve yaya ve bisikletli kuryelerden oluşan yeşil lojistik açılımımız, sürdürülebilirliği bir iş yapış biçimi olarak benimsediğimizi gösteriyor. Bu da gençlerle paylaştığımız değerleri pekiştiriyor. Kısacası yapay zekayı onların zevkini önceden sezen akıllı bir asistana dönüştürürken, samimiyetimiz ve sorumluluk anlayışımızla da güvenlerini kazanıyoruz.

Yapay zeka ve otomasyonun süreçlerinize giderek daha fazla dahil olduğu bu dönemde, teknolojiyi markanızın samimiyeti ve insani dokunuşuyla nasıl bir arada tutuyorsunuz?

İşimizin doğası gereği biz aslında çok insani bir alanda duruyoruz. Sonuçta birinin akşam evde ne yiyeceğinden, çocuğu için ne ısmarlayacağına kadar günlük hayatın en sıcak anlarına dokunuyoruz. Yapay zekayı da tam olarak bu sıcaklığı azaltmak için değil, korumak için kullanıyoruz. Bizim için teknolojinin tek bir görevi var: insanın zihnindeki yükü hafifletmek ve ona zaman kazandırmak. Kullanıcının yerine karar veren değil, ona daha az uğraşla daha doğru seçeneği sunan bir yapı kuruyoruz. Kararın merkezinde her zaman insan kalıyor.

Algoritmanın soğuk algılanmaması için en çok önem verdiğimiz şey, dilimizin kalıplaşmasını önlemek. Yapay zekayı kullanıcıyla daha doğal, daha insana benzer bir iletişim kurmak için devreye alıyoruz. Birisi uygulamaya girip “düşük kalorili bir şeyler” ya da “pizza dışında her şey” diye yazabildiğinde, aslında bir makineyle değil, kendisini anlayan biriyle konuşuyormuş hissini yaşıyor. Bizim derdimiz kullanıcıya “seni bir veri olarak görüyorum” dedirtmek değil, “beni anlıyor” dedirtmek. Aradaki fark her şeyi belirliyor.

Bir de şunu unutmamak gerekiyor; Yemeksepeti aslında baştan sona insanlardan oluşan bir ekosistem. Arkada binlerce restoran, mahalle esnafı ve sahada her gün yolda olan kurye iş ortaklarımız var. Yapay zekanın operasyonu hızlandırması, bizim asıl enerjimizi bu insanlara ayırmamızı sağlıyor. Yani teknoloji insanı geri plana itmiyor, tam tersine onadaha çok alan açıyor. Esnafın işini büyütmesine, kuryenin gününün daha kolay geçmesine, kullanıcının da zahmetsiz bir deneyim yaşamasına.

Açık konuşmak gerekirse bu dengeyi kurmak sürekli emek isteyen bir iş ve biz bunu bir defa çözülüp kenara konacak bir mesele olarak görmüyoruz. Teknoloji kullanımını ne kadar derinleştirirsek, insani tarafı o kadar bilinçli korumamız gerektiğinin farkındayız. Hedefimiz en gelişmiş yapay zekayı kullanırken bile, kullanıcının karşısında her zaman sıcak, anlayan ve onu önemseyen bir markanın durması.