‘Reputation Talks: Liderlerin Ajandası’

Liderlerin Ajandası’nın bugünkü konuğu Pasaport Pizza Genel Müdürü Mükremin Özdemir

Pasaport Pizza Genel Müdür’ü Mükremin Özdemir

Mükremin Bey, son 5 yıllık endeks verilerimize baktığımızda Pasaport Pizza, ilk yıllar yerli kimliği ile Pizza Sektöründe zirvede yer alırken son yıllarda yerli kimliği dışında genel olarak da Pizza Sektörünün zirvesinde yer alıyor. 1998 yılında İzmir’de kurulan ve “Franchise” yöntemiyle hızlıca tüm Türkiye’de yayılan bir marka olarak özellikle son yıllardaki bu başarınızı neye borçlusunuz?

Pasaport Pizza olarak elde ettiğimiz bu başarıyı tek bir nedene değil, yıllar içinde istikrarlı şekilde sürdürdüğümüz doğru stratejilere borçluyuz. 1998 yılında İzmir’de başlayan yolculuğumuzda, yerli bir marka olmanın getirdiği sorumlulukla hareket ederek her zaman kalite, sürdürülebilirlik ve müşteri memnuniyetini ön planda tuttuk.

Özellikle son yıllarda büyümemizi hızlandıran en önemli unsurların başında, güçlü franchise sistemimiz geliyor. İş ortaklarımızla kurduğumuz şeffaf ve destekleyici yapı sayesinde Türkiye’nin dört bir yanında aynı kalite ve hizmet standartlarını koruyabiliyoruz. Franchise modelimizi sadece yayılma aracı olarak değil, aynı zamanda birlikte büyüme ve kazanma modeli olarak konumlandırıyoruz. Bu doğrultuda kooperatif mantığıyla hareket ederek iş ortaklarımızla sürdürülebilir bir dayanışma yapısı kuruyor, cirodan pay almayan yaklaşımımızla yatırımcılarımızın kazancını doğrudan destekliyoruz

Bununla birlikte, her gün taze hazırlanan hamurumuz, ürün kalitemizden ödün vermeyen yaklaşımımız ve Anadolu’nun zengin mutfak kültüründen ilham alarak geliştirdiğimiz özgün lezzetlerimiz bizi sektörde farklılaştıran önemli unsurlar arasında yer alıyor. Türkiye’nin farklı bölgelerinin damak tadını menülerimize yansıtarak, misafirlerimize hem evrensel pizza lezzetini hem de kendilerinden izler taşıyan özel tatları bir arada sunuyoruz. Operasyonel süreçlerde dijitalleşmeye verdiğimiz önem, lojistik ve tedarik zincirindeki gücümüz de bu başarının önemli yapı taşlarını oluşturuyor.

Kısacası Pasaport Pizza’nın bugün geldiği nokta; güçlü bir marka vizyonu, doğru iş ortaklıkları, sürdürülebilir kalite anlayışı ve yerel lezzetleri modern bir bakış açısıyla buluşturan müşteri odaklı yaklaşımın bir sonucudur. Önümüzdeki dönemde de aynı kararlılıkla büyümeye ve sektöre yön vermeye devam edeceğiz.

Araştırmamızda Pasaport Pizza’yı zirveye taşıyan en önemli parametrelerin “Aile ve Sosyal Çevre” ile “Firma Çalışanları” olduğu görülüyor.Bir fast food markasının Aile temasında öne çıkmasının zor olduğu bilinir ama siz bu düşünceyi yıkmış gibi görünüyorsunuz. Aileler için özel çalışmalarınız oluyor mu?

Pasaport Pizza olarak yalnızca ürün odaklı değil, deneyim odaklı bir marka olmayı önceliklendiriyoruz. “Aile ve Sosyal Çevre” parametresinde güçlü bir algı oluşturabilmemizin temelinde; paylaşım kültürünü destekleyen ürün yapımız, samimi mağaza atmosferimiz ve her yaştan misafire hitap eden yaklaşımımız yer alıyor. Pizza doğası gereği paylaşılabilir bir ürün ve biz bu deneyimi daha da güçlendirmek için şubelerimizde sıcak, ulaşılabilir ve güven veren bir ortam sunmaya özen gösteriyoruz.

Diğer yandan “Firma Çalışanları” başlığındaki pozitif algının da bu sonucu doğrudan desteklediğini düşünüyoruz. Misafirlerimizle birebir temas kuran ekiplerimizin güler yüzlü, çözüm odaklı ve markayı sahiplenen yaklaşımı; Pasaport Pizza’yı yalnızca bir fast food markası olmaktan çıkarıp sosyal bir buluşma noktası haline getiriyor. Bu iki başlığın birlikte güçlenmesi, markamızın yalnızca lezzetle değil, oluşturduğu bağ ile de tercih edilmesini sağlıyor.

Sektördeki diğer devlerden farklı olarak bayilerinizden ciro payı (royalty) talep etmemektesiniz. “Kooperatif mantığı” ile çalışan sisteminiz ile şubelerin karlılığını ve sürdürülebilirliğini artırmayı hedeflediğiniz biliniyor. Bu sistem ile 76’dan fazla ilde 350’yi aşkın şubenizin olduğunu biliyoruz. Araştırmalarımızda üst üste Türkiye’nin En İtibarlı Pizza markası seçilmenizde bu sistemin etkili olduğunu düşünüyor musunuz?

Pasaport Pizza olarak iş modelimizi klasik franchise yapılarından farklı bir noktada konumlandırıyoruz. Bayilerimizden ciro payı (royalty) talep etmeyerek, onların kazancını doğrudan destekleyen ve büyümelerini kolaylaştıran bir yapı sunuyoruz. Bu yaklaşımımızın temelinde “Kazandır-Kazan” anlayışı yer alıyor. Kooperatif mantığıyla kurguladığımız sistem sayesinde, merkez ve şubeler aynı hedef doğrultusunda hareket ederken; maliyetleri optimize ediyor, kârlılığı ve operasyonel sürdürülebilirliği birlikte güçlendiriyoruz.

Bugün 76’dan fazla ilde, 350’yi aşkın şubeye ulaşmamızda bu modelin önemli bir payı olduğuna inanıyoruz. Bayilerimizin finansal olarak daha güçlü olması, hizmet kalitesine ve müşteri memnuniyetine doğrudan yansıyor; bu da markamızın sahadaki gücünü ve itibarını pekiştiriyor.

Üst üste “Türkiye’nin En İtibarlı Pizza Markası” seçilmemizde; ürün kalitemiz, her gün taze hazırlanan hamur anlayışımız ve müşteri odaklı hizmet yaklaşımımız kadar, bayilerimizle kurduğumuz bu güçlü ve adil iş birliği modelinin de etkili olduğunu düşünüyoruz. Çünkü biz, başarının tek taraflı değil; birlikte büyüyerek sürdürülebilir hale geleceğine inanıyoruz.

Birçok marka spor kulüplerine yapmış oldukları sponsorluklarla itibar karnelerinde önemli bir şekilde “Gönül Payı” puanı kazanmış oluyor. Pasaport Pizza olarak özellikle Türkiye’de en çok takip edilen takım sporları olan Futbol, Basketbol ve Voleybol branşlarında sponsorluklar düşünüyor musunuz?   

Pasaport Pizza olarak sporu; toplumsal bağ kurmanın, gençlere ulaşmanın ve marka değerini güçlendirmenin önemli bir alanı olarak görüyoruz. Türkiye’de geniş kitleler tarafından ilgiyle takip edilen futbol, basketbol ve voleybol branşları da bu anlamda bizim için güçlü bir etkileşim zemini oluşturuyor Bu kapsamda, bölgesel ve ulusal spor takımlarına yönelik sponsorluklarımız olmuştur. Logomuzun forma üzerinde yer almasıyla sahada da aktif bir şekilde konumlanarak sporun birleştirici gücüne doğrudan katkı sağlıyoruz. Bu tür iş birlikleriyle hem marka görünürlüğümüzü artırmayı hem de sporun gelişimine destek olmayı sürdürüyoruz.

Sponsorluklara yaklaşımımızı yalnızca görünürlük odaklı değil, sürdürülebilir değer üretme perspektifiyle ele alıyoruz. Bu doğrultuda; markamızın bulunduğu şehirlerde yerel kulüplerle iş birlikleri geliştirmek, gençleri spora teşvik eden projelerde yer almak ve topluma katkı sağlayan yapıları desteklemek önceliklerimiz arasında bulunuyor.

Bununla birlikte, Pasaport Pizza olarak yalnızca spor alanında değil; eğitimden kültür-sanata, sosyal sorumluluk projelerinden yerel etkinliklere kadar birçok farklı alanda da sponsorluklar gerçekleştiriyoruz. Amacımız, bulunduğumuz her noktada topluma dokunan, değer yaratan ve sürdürülebilir katkı sağlayan bir marka olmaktır.

Önümüzdeki dönemde ise hem ulusal hem de yerel ölçekte; spor başta olmak üzere farklı alanlarda stratejik iş birlikleri ve sponsorlukları değerlendirmeye devam edeceğiz. Çünkü biz, sadece görünür olmayı değil, kalıcı bir etki yaratmayı önemsiyoruz.

Endekslerimizde “Köklü ve Sağlam Kurum olması” “Hızla Büyüyen Atılımlar Yapan Şirket Olması” ve “Beğendim Ürünleri Olması” parametrelerinde algınızın itibarınıza pozitif etkisi çok net görülüyor. Peki Pasaport Pizza olarak bu başarınızın ardından gelecek 5 yıl için öncelikleriniz ve hedefleriniz ne olacak?

Pasaport Pizza olarak elde ettiğimiz bu güçlü algıyı, önümüzdeki 5 yılda daha da ileri taşımayı hedefliyoruz. Önceliklerimizin başında, sürdürülebilir büyümeyi koruyarak Türkiye genelindeki erişimimizi artırmak yer alıyor. Bu doğrultuda hedefimiz; her il ve ilçede yer alarak markamızı ülke genelinde daha erişilebilir hale getirmek. Doğru lokasyonlar ve güçlü iş ortaklıklarıyla franchise ağımızı genişletirken, mevcut şubelerimizin verimliliğini ve operasyonel kalitesini de sürekli geliştirmeye odaklanıyoruz.

Bununla birlikte, yurt dışı büyüme stratejimiz kapsamında master franchise iş birlikleriyle farklı global pazarlarda yeni şubeler açmayı ve Pasaport Pizza markasını global ölçekte büyütmeyi hedefliyoruz.

Bununla birlikte, ürün tarafında yenilikçilik en önemli gündemlerimizden biri olmaya devam edecek. Hem global trendleri takip eden hem de Anadolu’nun zengin lezzetlerinden ilham alan ürün geliştirme yaklaşımımızla menümüzü dinamik tutmayı hedefliyoruz. Her zaman taze, kaliteli ve ulaşılabilir lezzet sunma iddiamızı güçlendirecek yatırımlar yapacağız.

Dijitalleşme de önümüzdeki dönemin en kritik başlıklarından biri. Sipariş, operasyon ve müşteri deneyimi süreçlerinde teknolojiyi daha etkin kullanarak hem hız hem de memnuniyet tarafında çıtayı yukarı taşımayı planlıyoruz. Veri odaklı karar alma süreçlerimizi geliştirerek daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapı kurmayı amaçlıyoruz.

Aynı zamanda marka bilinirliğimizi ve iletişim gücümüzü artıracak pazarlama yatırımlarına devam edeceğiz. Sosyal medya ve dijital platformlarda daha güçlü, daha yenilikçi ve daha etkileşim odaklı bir marka olmayı hedefliyoruz.

Kısacası önümüzdeki 5 yılda; büyüyen, yenilenen, dijitalleşen ve kalite standardını her noktada koruyan bir Pasaport Pizza olarak sektördeki lider konumumuzu pekiştirerek yolumuza devam etmeyi amaçlıyoruz.

 

‘Reputation Talks: Liderlerin Ajandası’

Liderlerin Ajandası’nın bugünkü konuğu MediaMarkt Türkiye CEO’su Hulusi Acar

MediaMarkt Türkiye CEO’su Hulusi Acar

MediaMarkt Türkiye olarak ‘Deneyim Şampiyonluğu’ vizyonunu benimsediğinizi biliyoruz. Tüketicinin teknoloji satın alma kararında ‘fiyat’ kadar ‘Güven’ ve ‘Satış sonrası destek’ de kritik rol oynuyor. Bu noktada, müşteri deneyimini sadece bir işlem olarak değil, bir itibar unsuru olarak nasıl konumlandırıyorsunuz?

Perakende sektörü dijital dönüşümün etkisini en hızlı hisseden alanlardan biri. Yapay zekâ gibi teknolojiler artık talep tahmininden kişiselleştirilmiş müşteri deneyimine kadar birçok süreci yeniden şekillendiriyor. Ancak burada teknolojiden ziyade asıl fark yaratan nokta; veriyi, yapay zekâyı ve fiziksel ağı müşterinin hayatını gerçekten kolaylaştıran tek bir sisteme dönüştürebilmek ve gerçek anlamda bir değere dönüştürebilmekten geçiyor. Güven ise tüm bu yolculuğun kalbinde yer alıyor. Çünkü teknoloji perakendeciliğinde müşterinin yaşadığı en büyük gerilimlerden biri şu: seçenek çok, bilgi çok, ama netlik az. İnsanlar çoğu zaman daha fazla bilgiye ulaşıyor ama daha kolay karar veremiyor. O yüzden güven bugün sadece bir marka algısı değil; karar verme yükünü hafifleten bir olgu.

Edelman’ın araştırmasına göre tüketicilerin yaklaşık %80’i kullandıkları markalara güven duyduğunu söylüyor. Ama bu güven artık sadece ürün kalitesiyle ilgili değil. Tüketici bugün markalardan; hayatını biraz daha öngörülebilir kılmasını,
biraz daha güvenli hissettirmesini ve karmaşık dünyayı biraz daha basitleştirmesini bekliyor. Artık mesele omnichannel (bütünleşik kanal) olmak değil. Mesele müşterinin hiçbir ayrım hissetmediği kesintisiz bir deneyim yaratmak. Bugün bir müşteri araştırmasını telefondan yapabiliyor, mağazaya gelip ürünü yerinde görebiliyor, orada uzman desteği alabiliyor, kararını verip teslimatı evine isteyebiliyor. Daha sonra ihtiyaç duyduğunda servis ya da destek için yeniden bize dönebiliyor. Müşterinin gözünde bunların ayrı ayrı kusursuz olması yetmiyor; tek bir deneyim gibi hissettirmesi gerekiyor. Biz de tüm sistemlerimizi bu bütünleşik deneyim mantığıyla kurguluyoruz. Müşterilerimizin bir ürünü satın aldıktan sonra da devam eden tüm alışveriş yolculuğunu pürüzsüz tamamlaması için satış sonrası destek, kurulum, bakım, onarım, ek garanti, finansman, takas, yenileme ve sigorta gibi alanlara yatırım yapıyoruz.

Yapay zekâ destekli mağaza içi asistanlar (Startup Challenge projeleri gibi) ve dijitalleşme yatırımlarınız hızla artıyor. Teknoloji bu kadar ön plandayken, markanızın ‘insani’ yüzünü ve kurumsal itibarınızın temel taşlarından olan ‘Uzman Personel’ algısını dijitalleşme ile nasıl harmanlıyorsunuz?

Biz yapay zekâya sadece bir teknoloji yatırımı olarak bakmıyoruz; karar kalitesini artıran, verimliliği yükselten ve müşteri deneyimini güçlendiren stratejik bir yetkinlik olarak görüyoruz. Teknoloji, mağazada ya da merkez ofiste ekiplerimizin daha hızlı, daha doğru ve daha verimli çalışmasını sağlayan bir katman. Diğer tarafta ise müşteri tarafı var. Müşterinin kafa karışıklığını azaltan, seçenekleri sadeleştiren ve karar vermeyi kolaylaştıran bir araç. MediaMarkt’ta bu dönüşümün ilk adımı, çalışanlarımızın yapay zekâyı güvenli, doğru ve verimli şekilde kullanabilmesi oldu. Bu amaçla, farklı büyük dil modellerini ve görsel üretim araçlarını içeren bir platformu devreye aldık.

Bununla birlikte, bu alanın yalnızca araç erişimiyle gelişmeyeceğini bildiğimiz için kurum içinde seminerler, prompt yazma eğitimleri ve iç eğitmenlerle desteklenen öğrenme programları başlattık. Daha kapsamlı yapay zekâ eğitimleri için de hazırlıklarımızı tamamladık. Ama burada çoğu şirketin gözden kaçırdığı çok kritik bir gerçek var: Yapay zekâdan önce veri geliyor. Çünkü kötü veriyle çalışan yapay zekâ, akıllı görünse bile yanlış yönlendirebilir. Perakendede bunun karşılığı çok somut: yanlış tahmin, yanlış öneri, yanlış stok, yanlış karar. O yüzden biz yapay zekâya önce vitrinden değil, temelden baktık ve öncelikle veri temelini güçlendirdik. Muhasebe başta olmak üzere birçok süreçte robotik otomasyon kullanarak veri giriş kalitesini artırdık, ardından verilerimizi daha düzenli, daha temiz ve daha kullanılabilir hale getirdik. Bugün yapay zekâ uygulamalarımızı da bu sağlam veri yapısı üzerine inşa ediyoruz.

Teknoloji atıkları ve sürdürülebilirlik, modern marka itibarının en hassas noktalarından biri. MediaMarkt’ın eski ürünleri geri alma veya yenileme gibi döngüsel ekonomi yaklaşımları, tüketicinin gözündeki ‘Çevre Dostu Marka’ algısını ne yönde değiştiriyor ve bu alandaki itibar hedefleriniz nelerdir?

Teknoloji tüketimi arttıkça, bu tüketimin çevresel etkisine dair farkındalık da aynı hızla artıyor. Bugün global araştırmalar bize çok net bir şey söylüyor: Tüketiciler artık yalnızca ürünün performansına değil, markaların çevreye, dünyaya etkisine de bakıyor. Nitekim Deloitte tarafından yayımlanan 2025 tüketici araştırmasına göre, tüketicilerin %75’i sürdürülebilir ürünler sunan markalardan alışveriş yapmaya daha yatkın olduğunu belirtiyor. Bu da sürdürülebilirliği markalar için bir tercih değil, doğrudan itibar belirleyici bir unsur haline getiriyor.

Biz MediaMarkt olarak bu dönüşümü çok net okuyoruz. Teknoloji perakendecisi olarak sorumluluğumuzun yalnızca ürün sunmakla sınırlı olmadığını; ürünün yaşam döngüsünün tamamına dokunmamız gerektiğini düşünüyoruz. Sürdürülebilirliği ayrı bir başlık olarak değil, iş stratejimizin ve büyüme modelimizin merkezinde konumlandırıyoruz. Türkiye’de bu sürdürülebilirlik yaklaşımımızı “Daha İyiye” çatısı altında somutlaştırıyoruz. Müşterilerimizin daha sorumlu üretimle üretilmiş, daha verimli kullanabilecekleri sürdürülebilir ürünleri daha kolay ayırt etmesini sağlamaya, yenilenmiş ürünler ve geri alım modelleriyle cihazların ömrünü uzatmaya, mağaza operasyonlarımızda ise enerji tüketimi tasarrufu ve atık yönetimi gibi alanlarda daha verimli süreçler kurmaya odaklanıyoruz. Bu kapsamda hayata geçirdiğimiz eski cihazları geri alma, yenileme ve tekrar ekonomiye kazandırma gibi uygulamalar, aslında döngüsel ekonomiyi somutlaştırdığımız en önemli alanlardan biri. Bugüne kadar 300 bin eski cihazı yenilenme amacıyla geri aldık. Bunların 60 bini yenilenerek yeniden satışa sunuldu, 53 bini ise satıldı. Bu yaklaşımın tüketici tarafında da güçlü bir karşılık bulduğunu görüyoruz. Kullanıcılar artık yalnızca yeni ürün satın almak değil, mevcut cihazlarını daha sürdürülebilir bir şekilde değerlendirmek istiyor. Biz de bu ihtiyaca yanıt vererek hem kaynak kullanımını azaltıyor hem de tüketicilere daha bilinçli bir tercih imkânı sunuyoruz.

Önümüzdeki dönemde hedefimiz, döngüsel ekonomi uygulamalarımızı daha da yaygınlaştırarak, teknoloji perakendeciliğinde sürdürülebilirliği standart haline getirmek. Çok yakın bir zamanda pilot olarak İzmir, Mersin ve Kayseri’de yeni e-atık projemize başladık. Proje kapsamında elektronik atıklar çöp olmaktan kurtulacak ve geri dönüşümle bu atıkları döngüsel ekonomiye kazandıracağız. Müşterilerimiz de elektronik atıklarını mağazalarımıza getirerek puan kazanacaklar ve bu puanları alışverişlerinde kullanabilecekler. MediaMarkt olarak amacımız; müşterilerimizin gözünde yalnızca teknolojiye erişimi kolaylaştıran bir marka değil, aynı zamanda daha sürdürülebilir bir gelecek için sorumluluk alan bir iş ortağı olmak.

Araştırmamızda MediaMarkt’ı zirveye taşıyan en önemli parametrelerin “Aile ve Sosyal Çevre” ile “Firma Çalışanları” olduğu görülüyor. Ayrıca bir Elektronik Perakende zinciri olarak, rakiplerinizden ayrışarak sizi tercih edenlerin çoğunluğunun kadınlar olduğu görülüyor. Başta kadınlar ve aileler için özel çalışmalarınız oluyor mu?

Bu sonuçlar bizim için oldukça anlamlı ve yol gösterici. “Aile ve Sosyal Çevre” ile “Firma Çalışanları” başlıklarında öne çıkmak, MediaMarkt olarak insanların hayatına dokunan bir marka olduğumuzu gösteriyor. Aynı şekilde kadınların markamızı daha fazla tercih etmesi de teknoloji deneyimini daha kapsayıcı ve erişilebilir hale getirme konusundaki yaklaşımımızın doğru bir karşılık bulduğunu ortaya koyuyor. Biz MediaMarkt olarak teknolojiyi herkes için anlaşılır, ulaşılabilir ve hayatı kolaylaştıran bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyoruz. Bu doğrultuda özellikle kadınlar ve aileler için teknoloji alışverişini daha konforlu hale getiren uygulamalara odaklanıyoruz. Mağaza içi deneyimden satış danışmanlığına, ürün anlatımlarından servis süreçlerine kadar her temas noktasında daha rehberlik eden ve güven veren bir yaklaşım benimsiyoruz.

Bugün geldiğimiz noktada mağaza artık sadece ürünün bulunduğu yer değil, güvenin üretildiği yer. Çünkü teknoloji perakendeciliği hâlâ çok insani bir alan. İnsanlar pahalı, teknik ve karar gerektiren ürünlerde hâlâ görmek, karşılaştırmak, birine sormak ve satış sonrasında yalnız kalmayacağını bilmek istiyor. Bu yüzden mağazayı dijitalin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak konumluyoruz ve bu deneyimi özgün kılmaya çalışıyoruz. Mağazalarımızda, müşterilerin ürünleri bizzat test edebilecekleri, onlara dokunabilecekleri ve ürünlerin performanslarını gözlemleyebilecekleri özel test ve deneyim alanları yer alıyor. Müşterilerimize kişiselleştirilmiş hizmet sunmak için eğitimli ve bilgili personel istihdam ediyoruz. Bu, müşterilerimizin ürünler hakkında doğru bilgiler almasını ve ihtiyaçlarına uygun ürünleri bulmasını sağlıyor. Müşteri hizmetleri ve danışmanlık yaklaşımımız, müşterilerin karar verme süreçlerinde önemli bir rol oynuyor ve alışveriş deneyimini geliştiriyor. Bununla birlikte, kapsayıcılık bizim için yalnızca müşteri tarafında değil, organizasyonel kültürümüzün de önemli bir parçası. Çalışanlarımızın çeşitliliğini ve gelişimini destekleyen bir yapı kurarak, bu yaklaşımın doğrudan müşteri deneyimine yansımasını sağlıyoruz.

MediaMarkt olarak çalışan memnuniyetini çok önemseyen şirketlerden biriyiz. Çünkü bizim için mutlu çalışan, mutlu müşteri demek. MediaMarktSaturn ülkeleri arasında Türkiye olarak çalışan bağlılığında bir numarayız. Tüm bunlar bizim için önemli ve memnuniyet verici göstergeler. Özellikle, elektronik perakendeciliği gibi erkek egemen bir sektörde, kadın istihdamını artırma hedefimiz var. Tüm mağazalarımızda kadın istihdamını %50 seviyesine getirmek ve bunun da üzerine çıkarmak konusunda kararlıyız. Çünkü elektroniğin kadın ya da erkek işi olduğuna inanmıyoruz, fırsat eşitliğinin önemini savunuyoruz. Türkiye’de hem çalışanlarımızın hem tüketicilerimizin hem de iş ortaklarımızın tercih ettiği, çalışmaktan ya da alışveriş yapmaktan memnuniyet duyduğu bir marka olmak en büyük hayalimiz ve her geçen gün bu hayalimizin gerçeğe dönüştüğünü görmek bizim için gerçekten gurur verici.

TEGV ile yürüttüğünüz yapay zekâ atölyeleri gibi projeler, markanın toplumsal fayda odaklı algısını güçlendiriyor. MediaMarkt Türkiye’nin 2026 ve sonrası için ‘Topluma Değer Katan Teknoloji Öncüsü’ imajını pekiştirecek yeni kurumsal sosyal sorumluluk ve itibar projeleri gündeminizde mi?

MediaMarkt Türkiye olarak yaşadığımız dünyaya karşı sorumluluklarımızın farkındayız ve bu sorumluluklarımız işimizin temelini oluşturuyor. Sadece çevreyi korumakla kalmıyoruz, toplumsal sorumluluklarımızın da bilincindeyiz. “Daha İyiye” programımız da bu vizyonla doğdu ve tüm sosyal sorumluluk projelerimizin çatısını oluşturuyor. Eğitimle Daha İyiye projesi bu çatının altında Kahramanmaraş merkezli büyük deprem felaketi sonrasında bölgeye daha fazla nasıl katkımız olabilir düşüncesiyle hayat bulan bir proje. Bu alanda 30 yıllık deneyimiyle binlerce çocuğa ulaşan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı ile güç birliği yaptık ve Ekim 2023’te projemizi başlattık. Öğrencilerin eğitim hayatının kesintiye uğramaması ve yeni beceriler kazanmaları hedefiyle 4 adet ateşböceği öğrenim birimini 4 yıl boyunca bölgede aktif olacak şekilde konumlandırdık. Bugün itibarıyla eğitim ve atölye çalışmalarından faydalanan çocuklarımızın sayısı 12 bine yaklaştı. Projemizin 2028 yılına kadar devam etmesini ve bölgede en az 24 bin çocuğun eğitimine destek olmayı planlıyoruz.

Ayrıca MediaMarkt Türkiye olarak TEGV çatısı altında çocuklara yönelik ilk yapay zekâ eğitim içeriğini hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz. Bu eğitimlerle öğrenim birimlerinde çocukları geleceğe hazırlayacak, yapay zekâ odaklı atölyeler de düzenleniyor. Teknoloji perakendeciliğinde lider bir kurum olarak, dijitalleşmenin tam merkezindeyiz. Bu yüzden de özellikle yeni nesillerin, geleceğin mesleklerine uyumlanabilecek donanıma kavuşabilmesini, bugünün çocuk ve gençlerinin bu yönde desteklenmesini, gelecek nesillerin teknolojik ve dijital dünyaya uyum sağlamasını çok önemsiyoruz. TEGV iş birliğiyle uzun vadede yapay zekâ eğitimini tüm çocuklar için erişilebilir kılmayı hedefliyoruz.

‘Reputation Talks: Liderlerin Ajandası’

Liderlerin Ajandası’nın bugünkü konuğu Yurtiçi Kargo CEO’su Fatih Önyol

Yurtiçi Kargo Genel Müdürü Fatih Önyol, Reputation Talks’ın konuğu oldu. ( Mehmet Kadir Kılınç – Anadolu Ajansı )

“Fatih Bey, raporumuzdaki detaylı analizlerde de gördüğünüz üzere; tüketicinin zihninde ‘Sektöründe Lider’ ve ‘Köklü Kurum’ parametrelerinde açık ara bir algı hakimiyetiniz var. Bir yönetici olarak, bu kadar güçlü bir mirası (Türkiye’nin ilk kargo şirketi olma kimliğini) bugünün dijital rekabetinde nasıl bir ‘kaldıraç’ olarak kullanıyorsunuz?”

Bu güçlü mirası bugünün dijital dünyasında her adımımızı sağlamlaştıran bir güven teminatı olarak görüyoruz. Türkiye’nin ilk kargo şirketi olmanın verdiği sorumluluk, teknolojik yatırımlarımızı yaparken bize ‘mükemmeliyet’ zorunluluğu yüklüyor. Dijitalleşme bugün herkesin erişebildiği bir imkân olsa da, o teknolojinin altını yarım asırlık bir saha tecrübesi ve operasyonel hafıza ile doldurabilmek asıl farkı yaratan unsurdur.

Biz bugün Türkiye’nin ticaret haritasını, her sokağın dilini ve insanımızın beklentisini bilen devasa bir müktesebatı algoritmalarımıza aktarıyoruz. Köklü yapımız, dijital dönüşümün getirdiği hızı, kurumsal bir disiplinle harmanlamamıza olanak sağlıyor. Yani teknolojiyi sadece hızı artırmak için değil, bu köklü güveni daha şeffaf ve ölçülebilir kılmak için bir kaldıraç olarak kullanıyoruz.

“Endeks raporumuzun belki de en kıymetli verisi ‘Gönüllü Tavsiye Skoru’. Müşterilerinizin önemli bir bölümü, sorulmadan dahi markanıza kefil oluyor. Operasyonel yükün bu kadar ağır olduğu bir sektörde, müşteriyi sadece memnun etmekle kalmayıp, onu bir ‘marka savunucusu’na dönüştüren o sihirli dokunuşunuz nedir?”

Gönüllü tavsiye skoru, aslında bizim sahadaki binlerce arkadaşımızın her gün sergilediği özverinin bir sandık sonucudur. Kargo sektörü hata payının çok düşük olması gereken, fiziksel ve operasyonel yükün zirve yaptığı bir alan. Burada müşteriyi bir marka savunucusuna dönüştüren asıl ‘sihir’, onlara sadece bir paket değil, bir ’emanet’ taşıdığımızı hissettirmektir.

Müşterilerimizin bize kefil olmasının arkasında, en zor zamanlarda bile ‘Yurtiçi Kargo yapar’ dedirten o süreklilik yatıyor. Biz sadece iyi günde veya standart şartlarda değil; pandemi gibi, doğal afetler gibi kriz dönemlerinde de bu ülkenin ticaret damarlarını açık tutmak için canla başla çalıştık. İnsanımız kendisine zor zamanda el uzatanı, işini aksatmadan kapısına getireni asla unutmuyor ve onu kendi ailesinden biri gibi görerek savunuyor.

Sonuç olarak o sihirli dokunuş; teknolojinin soğuk yüzüyle değil, hizmetin sıcak ve samimi yüzüyle gerçekleşiyor. Biz müşterimize ‘siz bizim için bir numarasınız’ demiyoruz, bunu onlara her teslimatta yaşatıyoruz. Operasyonel mükemmelliği samimiyetle harmanladığınızda, müşteri artık sizin sadece kullanıcınız değil, en büyük gönüllü elçiniz haline geliyor. İşte biz bu duygusal bağı, sahip olduğumuz tüm teknolojik altyapıdan daha kıymetli buluyoruz. Sloganımızın Söz Verdiğimiz Gibi olmasının da sebebi budur.

“Lojistik dünyası her an bir kriz potansiyeli taşır. Ancak araştırmamızda ‘Kriz anında güveni koruma’ endeksiniz oldukça yüksek. Sizce tüketici, hatasız operasyondan ziyade, hatanın şeffaflıkla telafi edilmesine mi puan veriyor? Bu güven kredisini nasıl yönetiyorsunuz?”

Kargo operasyonları, doğası gereği yaşayan ve her saniyesi binlerce değişkene bağlı olan devasa bir organizasyon. Bu kadar büyük bir yapıda ‘sıfır hata’ kâğıt üzerinde bir hedef olsa da, sahanın gerçekleri size her zaman öngörülemez krizler çıkarabilir. Tüketicinin bizi bu endekste yukarıya taşımasının sebebi, hatasızlık iddiamızdan ziyade, bir aksaklık yaşandığında sergilediğimiz kararlı duruş ve çözüm hızıdır. İnsanımız, karşısında hata yapmayan bir makine değil, hatasının arkasında duran ve onu telafi etmek için samimiyetle çabalayan bir muhatap görmek istiyor.

Biz bu güven kredisini yönetirken ‘şeffaflık’ ilkesini operasyonumuzun merkezine koyuyoruz. Bir kriz anında müşteriyi belirsizliğe mahkûm etmek, hatanın kendisinden çok daha büyük bir güven kaybına yol açar. Bizim stratejimiz, sorunu müşteriden önce tespit etmek ve telafi sürecini başlatarak durumu açık yüreklilikle paylaşmaktır. Tüketici, mağduriyetinin giderileceğini bildiği ve bu süreçte bilgilendirildiği sürece markaya olan kredisini tüketmiyor, aksine zor anındaki bu şeffaflık bağı daha da güçlendiriyor.

Bu krediyi yönetmek, aslında bir ‘sorumluluk alma’ sanatıdır. Biz her krizden bir öğrenme çıkarıyor ve telafi mekanizmalarımızı sürekli güncelliyoruz. ‘Yurtiçi Kargo varsa çözüm vardır’ algısını korumak için, hatayı bir son değil, müşterimizle kurduğumuz güveni tazelemek için bir fırsat olarak görüyoruz. Sahadaki her bir arkadaşımız, bir kriz anında sadece bir paket taşımadığını, markamızın yarım asırlık güvenini omuzlarında taşıdığını bilerek hareket eder.

“Yurtiçi Kargo, Türkiye’nin ticaret damarlarında dolaşan dev bir organizasyon. TİE verilerinde ‘Türkiye ekonomisine katkı’ algınızın, ticari başarınızın bile önünde gittiğini görüyoruz. Bu ‘Milli Marka’ duruşu, global rakipleriniz karşısında size nasıl bir manevi güç ve rekabet avantajı sağlıyor?”

Bu tespitiniz bizim için çok kıymetli, çünkü Yurtiçi Kargo olarak biz kendimizi sadece ticari bir marka değil, Türkiye’nin ekonomik kalkınma vizyonunun stratejik bir ortağı olarak tanımlıyoruz. ‘Milli Marka’ kimliği bizim için bir slogandan öte, operasyonlarımızın her bir hücresine işlemiş bir görev bilincidir.

Küresel oyuncular için Türkiye bir pazar olabilir, ancak bizim için burası bir vatandır; her bir teslimatımız ise ülkenin üretim çarklarını döndüren birer hamledir. Anadolu’nun en ücra köşesindeki bir üreticinin ürününü dünyaya açarken veya bir KOBİ’nin ticaret hacmini büyütürken hissettiğimiz motivasyon, sadece kârlılıkla açıklanamaz. Bu yerli ve milli bakış açısı, bizi en zorlu kriz anlarında bile esnek ve dirençli kılarak küresel rakiplerimize karşı ciddi bir operasyonel avantaj sağlıyor.

“Raporumuzun ‘Gelecek Projeksiyonu’ bölümünde, teknoloji ve inovasyon algınızın itibarınıza pozitif etkisi çok net görülüyor. Önümüzdeki 5 yıl için, Yurtiçi Kargo’yu sadece bir taşıyıcı değil, bir ‘teknoloji şirketi’ gibi konumlandıracak yeni vizyon hedefleriniz nelerdir?”

Biz bugün hali hazırda devasa bir teknolojik altyapıyı yönetiyoruz ve operasyonumuzun kalbinde dijital bir zekâ çalışıyor. Ancak bizim vizyonumuzda teknoloji, ulaşılan bir durak değil, sürekli vites artırdığımız bir yolculuktur.

Bugün sektöre yön veren dijital çözümlerimizi, yarın yapay zekânın sadece rotayı değil, henüz talep oluşmadan tüm kapasiteyi yönettiği bir ekosisteme taşıyoruz. Veri analitiği ve makine öğrenmesi ile ‘sıfır hatalı tahminleme’ üzerine kurulu bir yapı inşa ediyoruz. Yani kargonun yola çıktıktan sonraki takibinden ziyade, henüz gönderici paketi hazırlarken sistemin en verimli teslimat modelini saniyeler içinde kurguladığı bir gelecekten bahsediyorum.

Biz sadece fiziksel paketleri değil, Türkiye’nin dijital ticaret verisini taşıyoruz. Hedefimiz, sadece en hızlı taşıyan değil, teknolojiyi en akıllı kullanan ve bu alanda global standartları bizzat belirleyen bir ‘teknoloji otoritesi’ olarak markamızı güçlendirmektir